05 Şubat 2010 Cuma

Kadın Elementi

0 yorum
Çok nadir fwd e-posta okuyan biri olarak sevdiğim bir arkadaşımdan çok eğlenceli bir e-posta aldım. Kadınlar hakkında... Hak verecek misiniz bakalım :) Ben sevdiklerimi koyulaştırdım :)

BİLİMSEL İNCELEME:

Element : Kadın
Sembolü : Ka
İdeal Atom ağırlığı : 51,6 kg olarak kabul edilmiştir.  (Benim asla çıkamadığım bir kilo bu )
Alternatif ağırlıkları (izotopları) : 35 - 130kg
Bulunduğu yerler : Gezegendeki tüm kırsal ve kentsel alanlar

FİZİKSEL ÖZELLİKLERİ:

1- Yüzeyi renkli film tabakasıyla kaplıdır.
2- Değişik sıcaklıklarda kaynar.
3- Bilinen bir sebep olmaksızın donar.
4- Özel ilgi gördüğünde erir.
5- Yanlış kullanımlarda ısırır.
6- İşlenmemişinden sıradan maden filizine kadar pek çok halde bulunur.
7- Doğru noktalara basınç uygulandığında ürün verir.
8- Standart ölçüleri varsa da kolay bulunmaz.
9- Çekici özelliğine aldanılıp fazla yaklaşılmaması önerilir.
10- Her zaman bir uzmanı tarafından değerlendirilmelidir.
11- Inanilmaz olculerde cok bulunmasina ragmen, saf ve temizini bulmak neredeyse imkansizdir.
12- Ayni yere konulduklarinda birbirlerinden olumsuz etkilenirler ve bunu kalitsal aktarabilirler.

KİMYASAL ÖZELLİKLERİ:

1- Altın,gümüş, platin ve diğer kıymetli madenlerle cok fazla yakınligi vardır.
2- Büyük miktarlardaki pahalı madenleri ve değerli tasları absorbe edebilir.
3- Belli bir sebebe bağlı olmaksızın patlayabilir.
4- Sebepsiz yere çıkıp gidebilir, çıkıp gelebilir.
5- Sıvılarda çözünürlüğü yoktur.
6- Alkolle doyurulduğunda aktivitesi büyük oranda artar.
7- Dünyada bilinen en büyük servet indirgeyicidir.
8- Kapalı alanlarda bir arada tutulmaları tehlikelidir.
9- Çok sayıda bir arada olmaları merkezi sinir sistemini etkiler.
10- Belli bir sistemi çökertmek için kullanılabilir..
11- Hiç işlenmeden son derece etkin maddeye sahip olabilir.
12- Bir tanesi bile nefes kesilmesi hafıza kaybı yaratabilir.

GENEL KULLANIM ALANLARI:

1- Genelde süs olarak.
2- Üretimde
3- Belli dozda kullanılması halinde rahatlamada büyük yardımcı özelliği vardır.
4- Çok etkili temizleyici özelliği vardır.

TESTLER:

1- Saf numunesi doğal halde bulunabilirse rengi parlak pembeye döner.
2- Daha iyi bir numunesiyle kıyaslandığında rengi yeşile döner.
3- Kulağa zarar verdiği tespit edilmiştir.


POTANSİYEL TEHLİKELERİ:

1-Tecrübesiz ellerde çok tehlikelidir.
2- Birden fazlasıyla ilgilenmek yasal olarak engellenmiştir.
3- Ancak değişik mekanlarda ve birbirleriyle direkt temas etmelerini engellemek koşuluyla bunu yapanlar bulunmaktadır.
4- Aynı mekanda, uzun süre bir arada olmak, çeşitli sakıncalar oluşturmaktadır.
5- Bağımlılık yapabilir ve tedavisi yoktur.
6- Bir çok efsanede ve gerçek hikayede ve ozelliklede atasozlerinde tehlikeleri anlatılmıştır.

Ah kadınlar ahhhh

*Öperseniz beyefendi değilsinizdir, öpmezseniz adam değilsiniz.
*İltifat edersiniz yalan der, etmezseniz bırakır gider.
*Her isteğine evet derseniz karaktersiz olursunuz, karşı çıkarsanız anlayışsız.
*Çok yanına giderseniz sıkıldım der, az giderseniz küser.
*İyi giyinirseniz çapkınsın der, dikkat etmezseniz zevksizlikle suçlar.
*Kıskanırsınız huyun kötü der, kıskanmazsınız sevmiyorsun der.
*Siz bir dakika geç kalın kıyamet kopar, kendisi bir saat gecikirse bunda ne var.
*Arkadaşınızla buluşursunuz adı ihmal olur, o buluşur 'Bizim kızlar' olur.

*Siz başka kadına bakacak olsanız gözleriniz oyulur, başka bir adam ona baktığında adı ne olmus olur.
*Konuştuğunuz anda dinlemenizi ister, dinlediğiniz anda 'Neden konuşmuyorsun?' der

Kısacası..

*Sade ama çok karışık.
*Zayıf gibi ama çok güçlü.
*Akıl karıştıran ama hayranlık uyandıran.
*Çok güzelse nadiren sadık olan.
*Çok sadıksa da nadiren güzel olan.

28 Ocak 2010 Perşembe

Kermit'in Gözleri

0 yorum


Aha işte aynen buna benziyorum 1 haftadır. Geçen hafta salı günü farkettim bir terslik olduğunu. Lenslerimi taktığımda bir karıncalanma oldu sol gözümde ve anında kanlanmaya başladı. Evden çıkmadan çıkardım. İşe gittiğimde sol gözümün gittikçe kızardığını ve kaşındığını farkettim. Hemen yakındaki Dünya Göz Hastanesi'nden randevu aldım. Doktor mikroplanmadan bahsetti. 2 damla ve bir kremle kısa zamanda geçeceğini söyledi ama öyle olmadı ne yazık ki.

Bu olaydan 2 hafta önce de ağabeyim göz merceğini çizdirmişti. Onda da ilaçlar alerji yaptı ve gözleri kocaman oldu bir anda. Ve işte aynı şey benim de başıma geldi. İlk kullandığım ilaçlardan krem alerjiye neden oldu. Onu kestiğimizde artık her şey için çok geçti. Enfeskyiyona ek olarak bir de alerjik reaksiyon başladı ki bu da gözlerimin Kermit kadar şişmesine neden oldu... Üstüne bir de ışığa duyarlılık başlayınca son 1 haftamı köstebek gibi mümkün olan en az ışıkla evde raporlu olarak geçiriyorum.

Işığa çıktığımda vampirimsi ifadeler verdiğimi anlamak için 3 saniye yetiyor. Son acı gerçek ise bu tür enfeksiyon + alerjik reaksiyonların 4-6 hafta arasında iyileştiği. Çok acaip bir iyileşme süreci var...

Gözler ya tam kuruyor, ya tamamen akıyor. Son 2 gündür evdeki tüm selpak depolarını kuruttum. Annem hepsini yenilemek zorunda kaldı. Öyle de bir enfeksiyon ki mutlaka diğer göze de atlıyor. Diğeri kadar ağır olmasa da mutlaka her iki gözde de oluşuyor. Birini sildiğin mendille diğerini silemiyorsun ki enfeksiyon daha kötü yayılmasın.

İki mendille çıkıyorsun yola. Bir kere gözünden şıpır şıpır akan suyu siliyorsun yanına koyuyorsun. Bu arada diğeri akıyor. Onu da diğer yanına koyuyorsun. Bu arada bir şeyler giriyor araya ve hangisi hangisiydi bilemediğinden bir sonraki akışta yeni mendille devam ediyorsun.

Tedavi süreci korkunç:

Günde 2 duş: Gözlerden sürekli enfeksiyon aktığından ve en önemli şeyin göz çevresini enfekte edebilecek herşeyden uzak tutmak olduğundan duş şart.

Günde 2 x 4 olmak üzere 8 damla sıvı: Bir tanesinin cayır cayır yaktığını söylemem lazım

Göz Şampuanı: Günde 4 kere göz çevresini ve kaşları yıkadığımız bir tür şampuan. Bazı şampuanların saç derisini kuruttuğu gibi bu da cildi kurutuyor.

Vazelin: Şampuandan harap olan göz çevresi derisini nemlendirmek ve göz şişliklerini azaltmak için kullanılıyor. Günde 8 kere... Göz etrafının uzaylı gibi parlamasına neden oluyor.

Sıcak su pansumanı: Hastalığın en zor şeyi ilaçlar nedeniyle katılaşıp sabaha doğru birbirine yapışan kirpikler... Sabah gözlerin açılmamasına neden oluyor. Gözler ancak sıcak su pansumanı yumuşattıkça açılabiliyor sabahları

Çay Pansumanı: Çayın saf deminin pamukla göze uygulanmasından bahsediyorum. Göz şişliklerini indirmeye, morarmanın minimum olmasına ve daha önemlisi gün içinde sürekli ve çabuk yorulan gözü dinlendirmeye yarıyor.




Tüm bu  süreç anneye, ağabeye ve sevgiliye naz, huysuzluk olarak gerş dönüyor tabii... Bunları hafifletmek için ağabeyimden güzel bir hediye geldi. Bir Barcelona el yapımı işlemeli İspanyol gitar. Nasıl?




Sevgilimden de haftasonundan hemen önce en sevdiğim hediyelerden biri gelmişti... Sponge Bob :)

Sakın ama sakın ellerinizi bir yerlere değdirip gözlerinizi kaşımayın... Benden söylemesi!

05 Ocak 2010 Salı

Hasta Olmanın 3 Keyifli Yanı

0 yorum
Eğer hastalanmaya başlamış üstüne mızmızlık ve huysuzluk oturmuş bir hale dönüşmüşseniz,3 ilacınız var. Hiçbirisi de medikal değil.

1- Anne: Her türlü huysuzluğuma yıllardır katlandığını bildiğimden, istediğim kadar şımarık ve huysuz olabilirim. O beni hep sever nasıl olsa. Üstelik yatakta hafif uyuklarken annenin getirdiği çorba gibisi de yoktur bence.O çorbayı başka hiç kimsenin o kadar lezzetli yapması mümkün değildir.

2- Sevgili: Hastalığınızla ilgili sevgilinizi uyardıysanız, bir anda huysuz kalkanına dönüşmüş, sinirleri alınmış bir sevgili bulmak mümkün. İlgisi, alakası ve şefkati de cabası... Arada bir arayıp, yoklaması bile yetebilir.


3- Kedi: Özellikle de Azis tadında bir kedi varsa evde hastalık daha kısa sürebilir. Yatar yatmaz koşarak gelip, daha çabuk ısınmanızı sağlayabilir. Çıkardığı melodik hırıltı daha çabuk uyumanızı veya rahatlamanızı sağlayabilir. Sizinle uyuyup, sadık şekilde sizinle uyanır. Uyandığınızda hala hırıldamaya devam ediyordur garanti.

02 Ocak 2010 Cumartesi

34 bedenlere moda adıyla işkence

0 yorum
Kış geliyor ya içim daraldı yine.

Şöyle bir moda bloglarına bakındım, sonra bizim 34 bedenlerin bu kış modası yorumlarına. Genel kanım 34 bedenlerin giyinmeyi ciddi anlamda bilmedikleri yönünde. Modacılar tarafından korkunç giydirildiklerinden hiç bahsetmiyorum bile.

Biz 34 bedenlerin en büyük sorunu bence koyu renklere aşık olmamızdan kaynaklanıyor. Mesela ben de sıkça en büyük hata olarak simsiyah giyinmeyi marifet sanıyorum. Oysa tamamen siyah giyinmek, olduğumuzdan daha zayıf - diğerlerinin tabiriyle daha cılız görünmemize neden oluyor. Ancak hiçbirimizin siyahtan vagzeçemeyeceğimizi düşünürsek aksesuarlarımızı ve botlarımızı siyah tutarak daha mantıklı giyinmek de mümkün görünüyor. Şöyle:

Yellowish
Yellowish, brctzn tarafından French Connection ile yaratıldı

Bence biraz renk katmaktan zarar gelmez bir yerimize. Yalnız sorun şu ki bu tarz bir takıma siyah çorap giymemek lazım. Ona göre...

Bir de küçük bir not: Biliyorum bu sene göğüs altından bol veya düz inen elbiseler daha da moda ama lütfen biz 34 bedenlere bunları giydirmekte ısrar etmeyin. Zeytin yesek belli olan bünyemizde bu elbiseler hamile misin sorularına neden oluyor. Bu konuda elbette 34 bedenlere de "neyiniz var saklayacak?" diye sorarım tabii :)

Bu arada bir de asıl siyah Diesel saate bittiğimi söylemek zorundayım :)

27 Aralık 2009 Pazar

Noel Çikolataları

0 yorum

Noel tatiline gelen kuzenim sağolsun ev Noel baba çikolatası kaynıyor :)

Noel Baba'yı sever ve ona inanır mısınız bilmem ama çikolatalı Noel Baba harika :)

22 Aralık 2009 Salı

Marley'den Aklıma Gelenler

0 yorum


"Bir köpeğin asla lüks bir arabaya, eve ve tasarım kıyafetlere ihtiyacı yoktur. Sadece su ve yemek onun için yeterlidir. Bir köpek, zengin veya fakir, aptal veya zeki olmanızla ilgilenmez. Ona kalbinizi açarsanız, size tüm kalbini verir. Pekiyi bunu kaç insan için söyleyebilirsiniz? Kaç insan size kendinizi bu kadar nadir,saf ve özel hissettirir? Etrafınızdaki kaç insan kendinizi bu kadar olağanüstü hissettirebilir?"

Çok sevdiğim Owen Wilson ve Jennifer Aniston'dan muhteşem performanslarla izlediğim "Marley and Me" nin sonundan bir kaç cümle... Ama filmin asıl eğlencesi Marley'si yani köpeği. Baştan sonuna kadar eğlendiriyor. Ta ki sonu gelene dek. Sonunda öyle sahneler var ki evet oturup ağzım burnuma karışana kadar ağladım. Gözlerim kızardı. Durumu anlamayan Azis'in kucağıma yerleşip şaşkın şaşkın yüzüme bakması bile neşelendirmedi.

İlk izleyişimde cesaret edememiştim sonuna doğru gelen olayların sinyallerini alınca. Aklıma Münü'm gelmişti o zaman. 15 gününü böbrek yetmezliğinden klinikte geçiren ve bu yüzden bunalıma giren Münü'm.  Uğruna insülin yapmayı bile öğrendiğim ve bir tarafına felç inmesine rağmen, diğer tarafıyla inatla kumuna kadar yürümeye çalışan Münü'mdü o benim. Ne acıdır ki bir veteriner hekim hatasına kurban verdiğimizde henüz 9 aylıktı. Filmin sonuna gelince bunlar canlanıverdi birden gözümde. Marley ile birleşince bir de... Sonra tabii kıpkırmızı bir yüz, kırmızı venefes almak için uğruşan bir burun ve ben kaldık başbaşa...


Hayatında bir hayvana gülümseyerek bakmayı becerememiş, ruhunda bunu hissedememiş herhangi biri için bu film basit, sıkıcı ve sıradan... Ve iki dakika durup, bir sokak köpeğinin başını okşayabilen, ona gülümseyebilen, evine her akşam gittiğinde ilk yaptığı şey evindeki canlıların nazını çekmek olan biri için ise sonuna kadar keyifli, sonu hüzün dolu bir film.

Owen Wilson öylesine güzel oynamış ki; Marley onun köpeğiymiş hatta benim köpeğimmiş gibi hissettim.

Bu filmi hem izleyin, hem izlemeyin... Karar sizin...

10 Aralık 2009 Perşembe

Mutlu Yıllara Heidi'm :)

0 yorum
Yarın benim canım annemin doğum günü. Ama bu defa annem evde değil, aileden çok sevdiğimiz birinin ameliyatı için İzmir'de. Ev annesiz cidden çekilmiyormuş. Hiç yemekle alakası yok ama bu durumun. 500 tane soru soran yok kapıdan girince, üstünü değiş de öyle otur diye söylenen yok, kızları şikayet eden yok,... Böyle sessiz,karışan eden yok. Hiç sevmedim evin bu halini... Dedim ya annesiz ev eve benzemiyor.




 Annemle en keyif aldığımız şey birlikte gittiğimiz tatiller. Neresi olduğu önemli değil.  Neden mi? Kendisi öz sarışın. Küçükken komik derecede platin sarısıymış. Şimdi de sarışınlığının verdiği çabucak kızaran harika kırmızı yanakları var. (nazar değmesin)  Küçükken Heidi gibi olmamın sebebi annemdir. Şimdi de alnımda Türk yazmasına rağmen, her türlü tatilde görevlilerin "Hallo" diye yanımıza yaklaşmalarının sebebi de yine kendisidir. Sayesinde turist sanıldığımız için az kazıklamaya kalkmadılar bizi :)

Ben ileride annesine benzemekten şiddetle kaçınan, lafına bile dayanamayanlardan değilim. Mümkünse aynı annem gibi olmak istiyorum. Seviyorum her halini... Üzgünsem sormadan beni en rahatlatan şeyi yapıp, yanımda yatmasını severim en çok. Neye ne kadar üzülürsem üzüleyim bilirim annemle herşey öyle ya da böyle geçer gider hayatımdan.  Mutluysam, yaptığım saçma esprilerde bile eğlenir o benimle. Yorgunsam anlar hemen halimden.  Hastaysam her anne gibi zorla ittire kaktıra yemek yedirir. Normal günlerde bile "tamam anne, bu kadar yeter" cümlesinin üzerine 3 kepçe daha yemek gelir.

Ama en bomba hali Fenerbahçe maçlarında görülür annemin. Hele yıllar önce Nobre'nin attığı bir golde 3 basamak inip, sevinmesine ağabeyimle yıkılarak güldüğümüzü hatırlıyorum. (Sonradan bunun şehir efsanesi olduğunu iddia etse de iş işten geçmişti.)



Kendisi de bir blogger olan canım annemin doğum gününü kutlamak istedim. Hoş o şu an hastanede, bunu uzun zaman sonra okuyabilecek ama olsun. Bu yazıyı okuyup da mutlu olacağından eminim.

Mutlu yıllara anneciğim :)
 

My Blog List

Welcome

Bir 34 Bedenin Hayatı Copyright 2008 Shoppaholic Designed by Ipiet Templates Image by Tadpole's Notez