14 Eylül 2011 Çarşamba

Ne Zaman Geçmiş Olacaksa

Bu ara evimizin içindeki herkes ama herkes hasta.

Beni önce klima çarptı, sonra zehirlendim. Günlerce tam olarak sebebini bilemediğimiz bir şey yüzünden halsiz, enerjisiz ve ruh halime yansıdığından mutsuz şekilde gezindim. Ardından bir de soğuk,sıcak, klima, pervane, cam, esinti derken soğuk alıp hayatımı bir bilinmezliğe sürükledim.

Bu arada kendimi dünyanın en seçmece çürüğü ilan etmeme ramak kalmışken, sevgilim imdadıma yetişti de derin bir nefes aldım. Adamın ayak bileği yıllar önce fena şekilde dönmüş. - cin ayağı gibi aynen, tövbe tövbe :) - Son gittiğimiz doktor, "keşke kırsaymışsın ayağını, en azından toparlanırdı. böyle bağların birazı kopmuş birazı da aşınmış, tamamen düzelmesi mümkün değil ve çok zaman alacak." dediğinde anladım durumun ciddiyetini. Arada bir ters basıyordu, kızıyordum garibime. Hoş hala kızıyorum yıllar boyu bu konuyu ihmal etmesine.

Üstüne üstlük ileri derecede bel fıtığı da var. 6-7 sene önce ameliyat demişler, kaçmış. Kaçış o kaçış. Tutup kulağından götürünce ameliyatın da % 100 düzeltmeyeceğini ama bir nebze rahatlatacağını öğrendik. Önce bir fizik tedavi dediler. Hani göz önünde olsun diye de, ağabeyimin çalıştığı hastaneye gönderiyorum güya. Bizimki beline elektrik veren aleti falan kurcalamış, voltajı yükseltmiş, beğenmemiş, hemşirelerin kafası karışmış nasıl yükseldiğine dair, vs vs... Adamı teslim ettiğim ağabeyim de sırıtıyor bunlara. Hastane ve tedavi konusunda geek adamın zeka yaşı tam olarak 4 yaşa iniyor kesin.

2 ay kadar önce bizim sitenin önünde bir kedi bulduk, çok hasta. Bunu kafeslemeye çalışırken yırtmıştı Deniz'i. Hatta gece yarısı kliniğe bırakıp dönerken, tutturdum ne olur ne olmaz bir kuduz çaktıralım sana diye de Memorial, Okmeydanı SSK gezdik sabaha kadar. Bu arada Şişli civarında kuduz aşısını Şişli Etfal yapıyor sadece. Çok şükür gariban kedi sadece soğuk almış, kuduz muduz değilmiş de 2. aşıyla yırttık.

Bu kedinin avuç içinde yarattığı çizik, sevgili tarafından bantlanmadığından temas ettiği yerlerden mikrop kaptı ve iltihaplandı. Bu iltihaplanmadan yaklaşık 1,5 ay sonra geçen haftasonu bizimkinin koltuk altında bir şişlik, bir ağrı, geceyarısı bir ateşlenme... Sabah erkenden doktorda aldık yine soluğu, fena korkuttu beni. Meğer avuç içindeki iltihap koltuk altına kadar ilerlemiş. Antibiyotikler, ağrı kesiciler, ateş düşürücüler,kremler... Hala ilaçların etkisi geçince sabaha doğru kalorifer gibi yanıyor. Kıyamıyorum ama bazen bir anda doktordan çıkıp yanıma gelince "mr çekilecek % 95 iyiymiş ama % 5 kötü çıkabilirmiş sonuç" diyerek bende yarattığı 5 saniyelik şok aklıma geliyor, o zaman buz gibi suyu kafasından aşağı dökmemek için tutuyorum kendimi, yalan değil.

Bir de bunlara ek olarak evimizdeki ikizlerden Azis, 2. kısırlaştırma ameliyatının ardından huy değiştirdi. Sürekli bir bana düşkünlük ve Güdük'e aşırı düşmanlık şeklinde evde terör estiriyor. Tuvalete bile gitsem yanımda olmak, banyo yaparken yanımda olamadığı için bütün apartmanı toplayacak kadar şiddetli bir sesle bağırmak gibi huyları var ve Güdük'ü gördüğü yerde öldürmek istiyor. Onun da hormonel bir problemi varmış, ona da ilaç başlıyoruz bugün.

Güdük desek zaten FIP hastası ve en büyük tetikleyicisi stres. Hani Azis'ten yediği dayaklardan sonra strese girmesin diye oynarken beni ısırmasına bile kızmıyorum artık, o noktaya geldik sonunda.

Evimizin tek sağlamı prensesimiz An Jin San. O da süzülmekten fırsat bulabilirse, göz kulak olacak bize :) Bulduğum tüm boncukları kafasına gözüne takmayı düşünüyorum.  

Ağabeyim de 2 seneliğine Van'a gidiyor, kalbimin bi tarafı da çok üzgün, böyle koca bir ağırlık var o tarafta. Öff ki ne öf! :(

2 Eylül 2011 Cuma

İzledim: Trust

Çocuğunuz var mı bilmiyorum ama bu duyguyu hissetmek için çocuk sahibi olmaktan çok, vicdan sahibi olmak gerektiğine inanıyorum: Tacize uğramış bir çocuk ve çaresiz ailesi... "Trust" bu konu üzerine çekilen başarılı filmlerden.


Film gerçeğe çok yakın kurgulanmış, rahatsız edici, gerçek dışı karakterler yok. Yalnızca arada akıp giden zamanın uzunluğunu net şekilde aktaramamışlar. Sanki herşey gün-gün gidiyor gibi geliyor insana izlerken. Oysa uzunca bir dönemi kapsıyor.

Oyuncuların performanslarından hiç bahsetmiyorum. Clive Owen film genelinde oldukça iyi performans sergilemiş, ancak özellikle 2-3 sahnenin hakkını çok iyi verdiğini söylemem lazım. Catherine Keener da yine iyi performans sergilemesine rağmen, senaryodan kaynaklandığını düşündüğüm şekilde filmin genelinde silik bir anne modeli çiziyor. Film daha çok baba ile kızın arasındaki gelgitleri ön plana çıkarmış. Filmin ana karakteri Liana Liberato ise, izlediğim House, Cold Case, CSI Miami, Sons of Anarchy gibi dizilerden sonra sinemaya adım atan başarılı olacağına inandığım bir genç oyuncu. Bazı sahnelerde silik kalmasına karşın, genele bakıldığında iyi bir performans gösteriyor.


Asıl bomba ise, filmin yönetmeni: David Schwimmer - Friends'in Ross'u desem? - Rol aldığı pek çok sinema filminden sonra uzun süre sitcom oynadı.Ancak bu defa böylesi dramatik bir filmin yönetmeni olarak çıkıyor karşımıza. Ve kesinlikle çok başarılı olduğunu söylemek lazım. Cast'ın başarısında parmağı olduğundan hiç şüphe yok.

Filme dair tek eleştirim duygusal açıdan beklediğimden biraz daha yüzeysel kalması. Ben daha ağır,daha karmaşık bir dram beklentisindeydim. Örneğin çok sevdiği ağabey, eve geldiğinde daha ağır sahneler bekliyordum. Anne ile daha dramatik diyaloglar olmalıydı gibi geliyor.

Hem izleyin, hem de izlemeyin. Hassas bir insansanız, küçük çocuklarınız varsa kendinizi tutun ve izlemeyin. Ama bir diğer yandan da kaçırılacak bir film değil. Bilemedim, karar sizin.


31 Ağustos 2011 Çarşamba

Bayram Lunaparkı

"Neden hiç  bayram gibi değil?" sorusunu tam olarak 100 defa falan duyduk anneannemden bu bayram. Zaman geçtikçe, insanlar büyüdükçe ve yaşlandıkça yollar daha da uzun geliyor olmalı. Ve bekleyen yaşlı insanlar için bayramlar artık bayram gibi olmuyor. Bizim gibi gençlikten erişkinliğe geçenlerde de kayboluyor bazı heyecanlar: bayramlıklar, harçlık gibi heyecanlar yitip gidiyor zamanla.

Bu akşam uzun, çok uzun zaman öncelerde kalan bir heyecanı hissettim yeniden. Sevgiliye yaptığım Lunapark serzenişlerim işe yaradı, Bostancı Lunapark'ın yolunu tuttuk Moda'da dondurma seansı sonrası. Hani İstanbul'da yollar, parklar bomboştu ya bayram tatili sayesinde. Bütün İstanbul Bostancı Lunapark'a doluşmuş. Aldığımız biletlerden sonra farkettik ki, tüm oyuncaklarda en az 1 saatlik sıra vardı. Biletlerimiz elimizde evimizin yolunu tuttuk tabii. Biletler 1 yıl geçerliymiş madem, eve gidelim bayram bitsin geliriz diye döndük veya kandırıldım bilemiyorum.


Ama işin özü: Deniz ile yürürken karşımda Lunapark ışıklarını görünce öyle mutlu oldum ki anlatmam mümkün değil. Babam götürürdü beni her yaz 2-3 defa. O zamanlar da zıp zıp zıplardım Lunapark ışıklarını görünce. Bu eşek kadar halimle yine zıp zıp zıplamadım desem yalan olur. Özellikle korku tüneli için neler yapmadım :)

Çocukluğumdan bir şeyleri kaybetmemiş olmak güzel geldi :)

* Fotoğraf wowturkey.com sitesinden alınmıştır. 

21 Ağustos 2011 Pazar

Şanslı - bir kedinin hikayesi

O'nu bana ilk anlatan annemdi. Dedi ki; "üç bacağıyla sokakta, sevgi için deliriyor ama eve gelmiyor." O gün aklıma koydum ufaklığı kafeslemeyi.

Bir sabah erken annem uyandırdı: "Aşağıda yemek bekliyor, bak bakalım yakalayabilecek misin?"

İndiğimde, açlığın rağmen mamadan bir tane alıp gelip mırıldanarak sevdirmesinden anladım ki o bir ev kedisiydi. Kucağa gelmeyi, sevdirmeyi biliyordu. Klasik bir terkedilişten daha acısı 3 bacaklı olmasına aldırılmamasıydı...

Çok uğraştım ama sonunda onu kafese atmayı başardım, eve çıktık. Minicik patili bir kızdı. Karnını doyurduk, bütün gece koltukta uyudu. Anladık ki, bütün gecelerde sokakta nöbetteydi. Yüzü, gözü, o beyaz minik burnu bile çizik doluydu. Ertesi gün kliniğin yolunu tuttuk.

Fıtıklıydı. Kaza geçirdiği için 3 bacaklı kalmıştı.Diğer bacağında da kazadan kalan dikiş izleri vardı. Ve fıtığı... Kulağına bir çentik atılmıştı. Bu çentik genelde sokağa bırakılmadan önce kısırlaştı anlamına gelir.

Fıtık için opere edildi, bu arada anlaşıldı ki kısırlaştırılmıştı. Ve yuva aramaya başladık. Güdük'ün hastalığı bu kızı sahiplenmemize engeldi. Ne yazık ki artık sadece fipli olan bir kedicik alabileceğiz eve.

2 kişi sahiplendi. İkisi de daha miniği görmeden, evlerine almadan vazgeçtiler ondan. Bir pati sahiplenecekseniz lütfen iyice düşünün. Evinizdeki herkesle mutlaka bu konuda hemfikir olun. Kararınız net değilse, sahiplendirmelerin kaderiyle oynamayın! Siz başka patiler bulursunuz, ama onun şansını kapatabilirsiniz. Bu çocuk için gelen 8 sahiplenme telefonu bu 2 kişi için reddedildi. Ve sonuçta bu çocuk ortada kalıverdi.

Ve bir gün telefonumda Kaloğlu ailesi belirdi. Kedileri Kartal'ı tüm tedavi sürecinde hiç yalnız bırakmayan o muhteşem aile, şansı bol olsun diye adını Şanslı koyduğumuz 3 bacaklı miniği sahiplenmek istiyorlardı. O gün o minik kızın gerçekten Şanslı olduğunu anladık :)

Her zaman kedilerin anlaşamaması söz konusu olabilir. Evin sahipleri yeni geleni istemez. Yeni gelen evde kendisine yer açma girişimindedir. Ve her sahiplendirmede "onlara 1-2 ay tanıyın, olmazsa sakın sokağa bırakmayın. Geri alırız" derim. Bu cümlenin daha başında Cihan'ın bir cümlesi bana Şanslı'nın daha gitmeden o evin kedisi olacağını anlatmıştı.  "Bizim için tamam dediğimizde o artık bizim oldu. Ve bizim eve giren hiç bir kedi, hiç bir sebeple o evden başka bir eve gitmedi, gitmez." O kadar içim rahat teslim ettim ki miniği.

Şimdi fotoğraflarını gördükçe, haberlerini okudukça bir canın daha sokaklarda yitip gitmesine engel olabildiğim için, hayatının sonuna kadar sevileceği bir eve gönderebildiğim için, harika insanlar tanıdığım için her defasında mutlu hissediyorum kendimi.


Hayvan kurtarma hayatı hiç bu kadar toz pembe değildir.  Hastalığından kurtulabilirse, zorlu bir yuva arama süreci başlar. Onu hayata döndürüp, nereye gideceğini bilmemek de üzer insanı içten içe. Ama bunun gibi mutlu biten hikayelerle güçleniyoruz genelde: 5 kayıpta 1 kazanç ayağa kaldırıyor bizim gibileri. O bir taneyi bulmak için mücadele ediyoruz bu savaşta.

Bu mücadelede:
* merhamet, empati ve canlı sevgisi genlerini bana geçiren, her kurtarmamda yardım eden anneme,

* en az benim kadar pati dostu olan, yanımda olan, Şanslı'yı ve daha nicelerini kurtaran sevgilime,
* Kartal için gösterdikleri muhteşem aile gücünü Şanslı için de gösteren, kalplerinin güzelliği yüzlerine yansıyan muhteşem insanlar Seviye ve Cihan Kaloğlu'na,
* Şanslı'yı beklenenden de erken kabullenen Kartal ve Yuva kardeşlere
* Şanslı için kliniğini açan, operasyonların ve bir süre bakımını üstlenerek, maddi yardım kabul etmeyen veteriner hekimimiz Pet Nature'dan Serkan Gürses'e

ne kadar teşekkür etsem az. Sizi seviyorum :)

Buradan kızımızın annesinden gelen yazıyı okuyabilir ve o eğlenceli evin maceralarını da takip edebilirsiniz.

18 Ağustos 2011 Perşembe

İyi ki doğdun!

Hayatımın her anını paylaşmaktan keyif aldığım, çok sevdiğim, kardeşim, can dostum,

Biz aynı kaderi farklı bedenlerde yaşayan ikiz ruhlar gibiyiz. Yaşadığım her an biliyorum ki senin de hayatında farklı bir versiyonda yaşanıyor. Bizi bu kadar yakın tutan bu mudur bilmem ama bildiğim bir şey var: Çok seviyorum seni!

İnsanın her anında yanında isteyeceği bir dostu olmalı hayatında derim hep. Mutluluksa mutluluk, kederse keder...

Yeri geldiğinde Bağdat Caddesi'nde gecenin bir vakti kudurabilen, yeri geldiğinde Ada'da tüm gün yatıp güneşlenmekten de keyif alabilena, Eyüp'te sıradan bir cafede bile gülmekten boğulabilen iki deli ruhuz seninle.

Gecenin bir vaktinde de, tatilin ortasında da, iş gününün en hareketli zamanında da aradığımda karşımda "canımmm" diyen o sesi duyabilmek benim için ne anlamlı bir bilsen...

Tüm mutluluğumda, heyecanımda, keyifli anımda, kederimde, hüznümde ve gözyaşlarımda hep hemen yanımda olduğun için, o kocaman kalbini hep hemen benimkinin yanında hissettirdiğin için çok teşekkür ederim. Biliyorum, dostluğumuz Statler ve Waldorf kadar uzun ve eğlenceli geçecek :)




Sakın kaybolma bir yere, daha çooook teşekkür yazısı yazacağım sana!

15 Ağustos 2011 Pazartesi

16

Rakamlar arttıkça, aci azalıyor baba. Acı azalıyor ama giderken yanında anılarımızı, yüzünü, sesini de beraberinde götürüyor her bir nefesimde. Seni toprağa koyarlarken kalbimde açılan  mezarın kadar derin boşluk gittikçe derinleşiyor.  Sanki hiç yaşanmamış o günler gibi oluyor bazen, hayatımın en harika adamı hiç yaşamamış gibi... Hayali bir arkadaşımmışsın da ben büyüdükçe sen silikleşip, gitmişsin gibi...

Hani sensiz büyüdüğüm tüm o günlerde dedikleri "o seni görüyor, duyuyor" cümleleri de anlamsızlaşıyor gittikçe. Görsen, duysan duramazdın oralarda benden, bizden uzak, biliyorum. Artık inanmıyorum onlara. Ruhun bir yerlere gidip, huzur buldu mu bilmiyorum ama toprakta eriyip yok oldun onu biliyorum.

Bu sene bana son hediyeni kaybettik. Karakız, geçtiğimiz aylarda yaşlanıp, eceliyle, son anına kadar sevilerek gözlerini kapadı bu hayata. Ama senin bana aşıladığın o sevgiyle, onlarcasını yaşatmaya çalışıyorum.

Evleniyorum baba. Şimdi bile zorlanıyorum bunu yazarken. Yaşasan, eminim çok zorlanacaktım bunu sana söylemek konusunda. Pek hoşlanmayacaktın bu durumdan. Sevmeyecektin beni biriyle paylaşmayı. Eminim çok sevecektin onu da. Yine de belli etmeyecektin asla. Sırf senden korksun da, bana iyi baksın diye kimbilir daha neler yapacaktın. Herşeyi kıskanacaktın biliyorum, aranızda kalıp kimbilir neler çekecektim. Ama idare ederdik birbirimizi biliyorum :) O gün, o büyük gün aynada kendime bakarken kısacık bir an için seni gülümserken hatırlayabildim.

Çok özledim, senin bana o gülümsemeyle uzun uzun baktığın günlerimizi... 


30 Temmuz 2011 Cumartesi

Doğum günü miyavı :)

Sizin doğum gününüz var, neden evdeki patililerin doğum günü yok? Net tarihi bilmeseniz de, yaklaşık tahminleriniz olur.

Eee doğum tarihini bilirseniz, bir pasta da alırsınız artık. İşte öyle pastalardan...






29 Temmuz 2011 Cuma

Şirine Katy

Bizim jenerasyonun en sevdiği çizgi filmlerden olan "Smurfs" yani "Şirinler" filmi sonunda gösterime girdi.






Galanın göz kamaştıranı ise, Katy Perry oldu. Sizi bilmem ama Şirine'nin bu kadar sexy olabileceğini hiç düşünmemiştim.

Tırnaklar ve makyaj detayları çok eğlenceli ve güzel olmuş.

22 Temmuz 2011 Cuma

Terlemeyin!



Burada daha önce tavsiye ettiğim Yves Rocher Naturelle dışında bir yeni keşfim daha var: Nivea Energy Fresh. Kokusu limon çiçeği olduğundan hem ferahlatıcı, hem de çok hafif. Roll-on ile birlikte kullanırsanız harika sonuç veriyor ve terlemeye karşı cidden 24 saat etkili.

Üstelik hayvanlara karşı duyarlı ürünlerden. 

Şiddetle tavsiye edilir.

21 Temmuz 2011 Perşembe

Ürün Tavsiyesi - Yves Rocher Naturelle

Yaz aylarını çok seven bir insan olarak, çok deli olduğum 2 şey var:

* ter kokmak,
* buram buram parfüm kokmak

Bu ikisine de deli olduğum için bu konuda fena halde titizleniyorum. Dolayısıyla ayakkabılarıma ek olarak deliler gibi parfüm, deodorant, roll on alıyorum. Buradan hareketle, bu sene denediğim ve çok memnun kaldığım 2 tane ürün tavsiye ediyorum.

Biliyorsunuz ki, hayvanlarda test yapmayan ürünler çok önemli benim için. Elimden geldiğince o sayısız büyük ve göz kamaştırıcı markadan uzak durma çabalarım devam ediyor. Dolayısıyla 2 konuda çok zorlanıyorum: temizlik malzemeleri ve kozmetik

Kozmetikte gözü kapalı kullanabileceğiniz markalar: Avon, Clarins of Paris, Clinique, Estee Lauder, Dermalogica, Gosh, MAC, Lush, Oriflame, Yves Rocher ve Bourjois



Dedim ya, buram buram kokan parfümleri sevmiyorum, özellikle yaz aylarında. Bu yaz parfümümü buldum: Yves Rocher - Naturelle. Çok sade, hafif ve güzel bir yaz kokusu. Yanınızdan geçenlere "hey, ben burdayım" diyerek bayıltmayacak, sıkmayacak bir yaz kokusu.

Üstelik YKM mağazalarında Yves Rocher marka ürünlerde harika indirimler de var! Temmuz - Ağustos boyunca devam edecekmiş.

20 Temmuz 2011 Çarşamba

7 - 32


Yüzüklerimizi alma öykümüzü yazmıştım ya, işte o yüzükler. Gerçekten böyleler :) Yani Deniz'in  yüzüğünden, kabaca düşünürsek 3-4 tane daha yüzük çıkar bana :)


İkimiz de hayatımızın % 98'ini spor kıyafetlerle geçirdiğimizden, taşlı, böcekli, süslü modellerden hoşlanmadık. Bu sene ortasından tam tur taşlar geçen modeller pek modaymış. Ben de kuyumcunun yalancısıyım. Ama her yerde cidden o modeller var çoğunlukla.

Yalnız ben kediyle köpekle çok haşır neşir olan, suyla çokça oynayan, iki küpesini 1 aydan fazla bir arada muhafaza edemeyen biri olarak korktum taşlı,işli bir yüzük kullanmaktan. Bir de bir süre önce nişanlanan bir arkadaşım henüz 3. ayında taşların düşmeye başladığını söylemişti. Taşları takip edip, muhafaza edip, kuyumcuya götürmek konusunda zayıf bir çift olacağımızı bildiğimden de hiç yanaşmadım. 

Kapalıçarşı'nın tüm alyansçılarını gezip, gidip bu kadar düz model alan kaç çift vardır bilmiyorum. Ama çok sevdim bu yüzüğü. Tam istediğimiz gibi ve evet artık yüzüklerimiz var :)

8 Temmuz 2011 Cuma

Mutlu Yıllar Güüdüüüük! :)

Cinali Güdük bugün 1 yaşına girdi. Onu son anda sokağa bırakıldıktan hemen 10 dakika sonra aldık. 1 haftalıkken annesiz kalmıştı. Yaşlı bir yardımsever tarafından sokakta salamla beslenmişti. Minicik midesi bunları sindiremediğinden ve anne sütü almadığından bağışıklığı düşmüş ve her sokak kedisinin kaderi olan viral enfeksiyon kapmıştı.

Enfeksiyon minik kedilerde ilk önce gözü alır götürür. Oğlumuzun da bir gözü kapanmıştı enfeksiyondan. Bu öylesine illet bir hastalıktır ki, hemen müdahale edilmezse, bir gözden diğerine atlar. İki gözü de tamamen kör ettikten çok kısa süre sonra beyne sıçrar, felç eder ve öldürür.



Hayvansever bir arkadaşım, tesadüfen kediciği görüp onu kendi imkanları dahilinde bir kliniğe bırakır. Klinikte minicik bedenine aldırmaksızın ağır antibiyotiklerle tedavi edilir. Göz kurtarılır ama minicikken aldığı ağır antibiyotikler karaciğerinde büyüme yapar. Üstelik vücudundaki enfeksiyon tamamen temizlenmeden, çelimsiz minik kediyi teslim ederler iyileşti diye. Arkadaş yana yakıla yuva arar, bulamayınca ilk bakıldığı yere, bahçeye bırakılır kedicik. Facebook iletisine de bir geçici yuva bulamadığının üzüntüsünü belirtince, uzak kalamadım. Getir bize geçici dedik. Geldiğinde üstteki fotoğraftaki kadardı miniğim. Bir tshirtün 4 e katlanmış halinin bile yarısı kadardı. Ve bizim hikayemiz böyle başladı Güdük ile.




Çelimsiz, zayıf, minik, kemik torbası mantar, karaciğer büyümesi, enfeksiyon gibi pek çok hastalıkla mücadele etti. Bağışıklığı çok düşüktü. Aylarca kocaman insanlar gibi öksürdü. Çok uğraştık ama değdi. Şimdi tek problemi, fip virüsü taşıması.

Fip, uzun vadede ne yazık ki tedavisi bilinmeyen ve ölümcül bir hastalık. Bu yüzden sıcak ortamda kalması, bağışıklığının desteklenmesi, iyi beslenmesi ve aşılanmaması gerekiyor. Kısacası bu kediciğin yaşayabildiği sürece iyi bakılması şart. Bu sevimsiz konuyu burada kapatıp, bu yazının konusu olan neşeli tarafa geçiyorum.



Zor zamanlar geçirdik. Üzüldük, sevindik, korktuk, umudumuzu kaybettik. Ama o bizi hep bu olumsuz düşüncelerimiz nedeniyle pişman etti. Güdük oğlumuz, bugün 1 yaşında. Ve görünüşte zaman zaman nefes alma hırıltıları dışında sağlıklı bir kedi kadar iyi. Yaramazlıkta, rekor kırıyor. Evdeki ablalarından yediği dayağın haddi, hesabı yok. :)

Doğum günün kutlu olsun Güdüğüm. Birlikte geçirdiğimiz 11 ayda bize çok keyifli anlar yaşatarak neşe getirdin evimize. Daha nice güzel günler geçireceğiz  birlikte ve her anında yanında olacağız! Bugün sana özel kutlamalar var evde :)

Güdük ile facebooktan arkadaş olmak için tıklayın.

7 Temmuz 2011 Perşembe

Pasta demişken :)

Pastalar muhteşem ama ben en çok süper Mariolu olanı beğendim. Hemen vetoyu yedi tabii :D





5 Temmuz 2011 Salı

Hazırlık Yapmak - benim işim değil :)

Biz, bu cumartesi günü 2,5 yıla yaklaşan ilişkimizi bir adım daha ileri taşıyarak nişanlanıyoruz. Bu işin ennnn komik tarafı diyebileceğim bir yanı yok, çünkü bizimki nedense stresten çok komedi barındırıyor. Bu sanırım ikimizin de rahatlığından kaynaklanıyor.

Mesela, Deniz'in hala takım elbisesini almadık :)

Ben genelde bu konularda şanslıyımdır. Örneğin ağabeyimin düğününde gidip 3 ay önce çok sevdiğim bir butiğe brief verdim: kesinlikle 34 beden için dikilmiş olacak, daraltma vs olmayacak, kan kırmızı olacak, uzun olacak, balık model olacak, çok parlamayacak. Briefimin ardından geçen 10. günde butikten istediğim elbiseyi bulduklarını haber veren telefon gelmişti bile. Daha gelinin gelinliği dikilmeye başlanmadan, benim elbisem dolaba girmişti.



Nişan için de henüz kafamda hiç bir şey oluşmamışken, bir gün annemden bir telefon geldi. İş çıkışı buluşup, bir kumaşa bakmaya gittik. Ben bir fransız danteli hastası olduğumdan kaçırmamıştı radarları. 5 farklı renkte, altı satenle birlikte dikilen şeffaf, renkli ve narin işlemeli fransız danteli kumaşlar... Modelini hiç düşünmedim bile. Bildiğim tek şey evde olacak bir nişanda eski yüzyıl kadınları gibi kabarık ve uzun modeller giymeyeceğim olduğundan, kısa ve kolsuz elbiseye göre kumaşını aldık. Straplez, dar ve diz üstü bir elbise, süper terzi annem tarafından dikildi, dolabıma asıldı bile.

Hatta, kumaşçımız bu tonlarda ayakkabı bulmak çok kolay değil, her lame bunun altına olmaz diye bir parça kumaş da ayakkabı için vermişti. İyi ki vermiş, hakikaten ayakkabı bulamadım :) O konuda da süper insan annem, bana eski ayakkabıcımı buldu Kadıköy'de. Adamcağıza daha önce bin türlü işkenceyle bir sandalet yaptırmıştım tamamen kendi tasarımım olan. 3. yılında olmasına rağmen hala harika durumda.  Şimdi yine aynı atölye, çok beğendiğim bir ayakkabıyı kendi kumaşımla tasarladı. Harika olacak sanırım :) Üstelik, o fiyata abiye ayakkabı almanız kesinlikle mümkün değil. İsteyene adresini veririm :)

Pasta konusunu başından Ayşem'e pasladığımdan, içim en rahat olan kısım orası. :)

Ama bizim annemin etrafındaki kadın milletinin hepsi evlenmemi bekliyorlarmış. Biri zeytinyağlı sarma yapacakmış, diğeri annenle anlaşamadık ben böğürtlenli cheesecake ve mercimek köftesi yapıyorum haberin olsun diyor, öbürü bilmemne böreği yapıyor. Hepsinin de kızları var ve hepsinin kızı da 1 sene içinde evlendi. Meğer hiçbiri istediklerini yapamamışlar nişanlarda. Kızlar izin vermemişler. Hepsi tüm heveslerini benim nişanımda almaya bakıyorlar :) Farkettim ki, çatışıp "yapmayın, etmeyin" cevaplarını dinlemiyorlar. Saldım gitti, dünden beri 3 kişiye "yap valla" dedim. Onlar mutlu, ben mesut :)

Nişanda homini gırtlak yiyip, mide fesadı geçirecek olanlar için de hazırda 2 doktor var evde neyse ki :)

4 Temmuz 2011 Pazartesi

Sevgili Dediğin Bugün Doğar :)

Bugün nasıl bir gün deseniz, "pazartesi işte, yağmur yağacak gibi, hiç sevmedim, çok sıkıntılı" derdim. Ama bugün öyle bir gün değil. Hiç yağmur sevmeyen bir insan olarak, sağanak yağmur yağsa da bugün benim için çok güzel bir gün. Hayatımda herşey demek olanın doğum günü bugün.

* Sabahları gözlerimi açtığımda mutlulukla gördüğüm,
* Bazı sabahlar sayesinde tembelliğin dibine vurmama neden olan,
* İzlediği tüm dizilere olmasa da, çoğuna bulaştıran ve hayatıma bir yeni bölüm beklentisi ve sezon finali sıkıntısı ekleyen,
* Pembe pamuk şeker isteğimi her seferinde bıkıp usanmadan temin eden,
* Hasta olduğumda takındığım huysuzluğa göğüs gererek sakin kalan,


* Her türlü kedi, köpek tedavi sürecinde yanımda olan, teselli eden, desteğini esirgemeyen,
* Sırf barınaktaki patisi kıvrık sokak köpeğini sahiplenmek istiyorum diye bahçeli müstakil ev arayabilen,
* Harika yemek yapan ve yemek konusundaki beceriksizliklerimi dert etmeyen, (arada bir yüzüme vurmuyor değil)
* Kedi çocuklarımıza kendi çocuğu kadar iyi bakan, koruyan, kollayan,
* Arada bir aramızda kopan büyük fırtınaları bir anda dindirip, sevgi dolu haline hızlıca dönebilen,
* Sırf ben evde çok sıkılıyorum diye, çok işi olmasına rağmen eve erken dönmeye çalışan, evde çalışmaya devam eden,
* Sevgisini her defasında dolu dolu anlatmaktan ve hissettirmekten asla çekinmeyen,
* Sarıldığında tüm sıkıntılarımı buharlaştırabilen,
* 2 yıldır her seferinde beni daha da mutlu eden "seni seviyorum"larını pinti şekilde saklamadan, söyleyebilen,


* Sponge Bob ve Patrick seviyorum diye her hafta başka bir karakterle gelen, odamı Sponge Bob çiftliğine çeviren -her sabah Sponge bob görerek uyanmayı deneyin, çok komik oluyor -
* Tek bir cümlesiyle bana kahkahalar attırabilen, 
* Hayatımın kalanında her saniyemi birlikte geçirmek istediğim,
* Bir gün uzağımda kalsa, inanamadığım şekilde çok özlediğim,



o muhteşem insanın, sevgilimin bugün doğum günü... İyi ki doğdun herşeyim.
Sen yanımda oldukça, hayat gerçekten de bana güzel :)

29 Haziran 2011 Çarşamba

7 - 32 Bir komik hikayenin başlangıcı

Bazen buraya yazdıklarımı, yazıp yazmamak konusunda kendimi sorguluyorum. Bazen, hayatım isteğimin dışında başına buyruk yol almaya başladığında geriye dönüp, mutluluktan uçtuğum sayısız günümü hatırlamaya ihtiyaç duyduğum o günlerin hatrına yazmaya devam ediyorum. Sadece kendim için değil, burayı okuyan pek çok insana da yazıyorum aslında... Yazsam gerçekten iyi satacağına inandığım hayatımın romanında, yer alacak sayısız kara güne rağmen insanın gerçekten de gülebileceğini, her şeye rağmen hayata sarılmanın mutluluğu da getireceğini göstermek için.

Örneğin, bundan 2,5 sene önceye kadar "aşk" ifadesini saçma bulan biri olarak, bu duygu okyanusunun içine kafa üstü düştüm. Hala karaya vurabilmiş değilim. Açıkçası kendimi sırtüstü suya bırakmış halde olduğumu söylemem lazım, keyfim çok yerinde. -nazar değmesin -

"Yalnızca çocuk istediğim için o zaman evlenirim. Muhtemelen iyi koca değil, iyi baba olan biri yeter " derken, şimdi her bir aşamasının keyfini çıkardığım ilişkimizi evliliğe taşıyoruz. "Ben sadece nikah isterim, düğün saçma ne gerek var?" derken, sevgilinin düğün talebine bu cümleyi bile kuramıyorum :) Durumum büyük konuşmamak konusunda ibretlik!

Kısacası, O'nunla paylaştığım harika 2,5 yılımı tüm hayatımda devam ettirmeye karar verdim. Ve daha ilk adımda, önümüzdeki 1 sene içinde başımıza gelecekler konusunda çok eğleneceğimizi ve çok eğlendireceğimizi gördük.

Haftasonu, alyanslarımızı seçerken kuyumcudan "bu da ilk defa oluyordur heralde" cümlesi duyduk. Yüzük ölçülerimiz 7 ve 32 :)

Biri tombik parmaklı ve koca elli, diğeri minik elli ve ince parmaklı insanlar olarak, iyi ki çok fantastik zevklere sahip bir çift değilmişiz dedik. Parmaklarımın inceliği ve küçüklüğü yüzünden zarif ve ince bir alyans almaya takılan ben, seçtiğim alyansların erkek versiyonlarının sevgilinin parmaklarında hiç yokmuş gibi göründüğünü farkedince, bu takıntımdan vazgeçmek üzereydim.

Neyse ki, sabırlı kuyumcumuz imdadımıza yetişti. Aynı modelde yüzüğü bana daha zarif şekilde inceltebileceğinin sözünü verdi. Seçtiğimiz en sade yüzükler oldukları halde, ölçüler nedeniyle yeniden yapılacak.  :)

Bu arada, 34 bedenin parmakları olması nedeniyle sevgilimin şanslı olduğu da kesin. Yüzükleri incelttiriyor, ağır yüzüklere olmaz diyorum. Ağırlığımca altın tak desem, çok kasmayacak yani. :)

 Tabii sonradan farkettim ki, çok da farketmiyormuş :D Birimizin parmak inceliğinden eksilen gramlar, diğerine ekleniyor çünkü :D

Şimdi cumartesiyi bekliyoruz bakalım sonuç ne olacak :)

21 Haziran 2011 Salı

Küçük ayak makbuldur :)

Küçük ayaklı kadınlar! Size sesleniyorum. Küçük ayak makbuldur diyerek salınan, ama ayakkabı bulamayınca sinirden kıpkırmızı olanlardan mısınız? Ben de!

34 bedensiniz ve haliyle de ayaklarınız incecik mi? 
Boyunuz kısa ve haliyle de  ayaklarınız küçük numara mı?

Öyleyse gülümseyin!

Artık biz de, rahatça istediğimiz topuklu ayakkabıyı giyebileceğiz Kore'den, Japonya'dan getirtmek zorunda kalmadan. Shoelittle, küçük ayaklı kadınları memnun etmek için açılmış!



Büyük ayaklılar da sipariş verebiliyor ama kral biziz! Üstelik ayakkabılar, lovelyshoes ayakkabılarından. Sipariş verip, risk almayı, uğraşmayı hiç dert etmem diyenlerdenseniz, ShoeLittle sizi de bekler! :)

Ayaklarınız küçükse (34-36) burdan buyrun :)

20 Haziran 2011 Pazartesi

İzledim: Hanna


Geçtiğimiz hafta Hanna'yı izledik. Başlangıçta farklı bir format sunduğuna inandığımız film, biraz hayal kırıklığı yaratıyor. Aksiyon sahnelerinin arasında giren bir çeşit kızsal duygu dalgalanması, zaman zaman heyecanı düşürse de, genel olarak tadında bir aksiyon filmi. Beklenmedik aksiyon çıkan tek bir sahne dışında, filmin akışı beklendik şekilde ilerliyor.

Karakterler çok sağlam planlanmış ve oyunculuklar da oldukça iyi. Efektler ve görsellik bakımından oldukça zayıf kalsa da, evde izlenebilir bir aksiyon filmi olmuş.

19 Haziran 2011 Pazar

Uzaklara kutlama

Olsaydın, yine pijmalarımla koşup zıplasaydım kucağına...

"Kocaman oldun, büyüme artık, evlenicem diye tutturursun veremem kimselere" deseydin yine...

İşten dönüşünü bekleseydim dört gözle, döndüğünde evin kapıını sonuna kadar açıp, arkasına saklansaydım. Sen de görmemiş gibi yapıp, korksaydın her defasında.

Gözlerin ışıl ışıl baksaydın bana her defasında, sevgiyle... Her canım acıdığında sığındığım gibi, yine sığınabilseydim kucağına koca kız olmama rağmen hayat her canımı yaktığında. İnatla dibinde oturabilseydim erkenden uyumamak için... Ve orda uyuyakalsaydım baba kokusuyla...

Çok özledim seni, gitmeseydin keşke neresi olduğuna bir türlü akıl erdiremediğim o yere... Hiç büyümezdim sen istemediğinden, gitmeyeceğini bilsem. Oradaki bu sonsuz uykun, bizim birlikte uyuduğumuz güzellik uykuları kadar güzel ve huzurlu mu? Bir gün yeniden kavuşabilecek miyim sana, yeniden sarılabilecek miyim bir kere daha? Eğer öyle ise, güzel uyu canım babam, babalar günün kutlu olsun taa uzaklarda...